TBK 536. Madde
Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satar veya malı teslim almadan bedelini öderse, bundan doğan zarara katlanmak zorundadır. Ancak, vekâlet veren yasaklamadıkça, malı satış yerindeki ticari teamüle göre veresiye de satabilir.
TBK 536. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 536 ncı maddesinde, komisyoncunun, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satmasının ya da malı teslim almadan bedelini ödemesinin sonuçları ile malı veresiye de satabileceği durum düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “4. Veresiye mal satma, mal tesellüm etmeden tediye” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Veresiye satma ve teslim almadan ödeme” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 536 ncı maddesinde, tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “satış mahallindeki örfe göre” şeklindeki ibare, Tasarıda “satış yerindeki ticarî teamüle göre” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 536. maddesi, komisyoncunun yetkisiz veresiye satış yapması veya malı teslim almadan bedelini ödemesi hâlindeki sorumluluğunu ve bu yasakların istisnasını düzenlemektedir. Maddeye göre komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satar veya malı teslim almadan bedelini öderse bundan doğan zarara katlanmak zorundadır. Ancak vekâlet veren yasaklamadıkça komisyoncu, malı satış yerindeki ticari teamüle göre veresiye de satabilir. Hüküm, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinin karşılığı olup dildeki sadeleştirme dışında içerik değişikliği içermemektedir.
Düzenlemenin temel amacı, vekâlet verenin ekonomik menfaatini komisyoncunun riskli tasarruflarından korumaktır. Veresiye satış, alıcının ödeme gücüne bağlı bir tahsilat riski doğurur; alıcı borcunu ödemezse vekâlet veren hem malından hem de bedelinden yoksun kalabilir. Aynı şekilde malı teslim almadan bedelini ödemek, malın hiç teslim edilmemesi ya da ayıplı çıkması hâlinde vekâlet vereni ağır zarara uğratabilir. Bu nedenle kural olarak komisyoncu peşin ödemeli satış yapmak ve alım işlemlerinde ödemeyi ancak teslim karşılığında gerçekleştirmek zorundadır.
Yasaklara aykırı davranılması hâlinde kanun koyucu, komisyoncuyu adeta garantör konumuna getirmiştir. Yetkisiz veresiye satışta komisyoncu, alıcının temerrüdünden veya ödeme güçsüzlüğünden doğan tüm zararı kendi malvarlığından karşılamakla yükümlüdür; kusursuzluğunu ispatlasa dahi bu sorumluluktan kurtulamaz. Aynı şekilde malı teslim almadan bedel ödemesi hâlinde malın hiç gelmemesi, eksik gelmesi veya ayıplı çıkmasından kaynaklanan tüm zarar komisyoncunun üzerinde kalır. Bu, objektif bir sorumluluk niteliğindedir ve komisyonculuğa özgü ağır bir yaptırımdır.
Öte yandan maddenin ikinci cümlesi, ticari hayatın gerçeklerini dikkate alarak önemli bir istisna öngörmüştür. Satış yerindeki ticari teamül veresiye satışı gerektiriyorsa ve vekâlet veren bunu açıkça yasaklamamışsa, komisyoncu veresiye satabilir. Böylece komisyoncunun piyasada işlem yapma imkânı kısıtlanmamış, ticari teamüle uygun davranan komisyoncunun sorumluluğu dışlanmıştır. Örneğin toptan gıda ticaretinde, hâl komisyonculuğunda veya belirli sanayi mallarının dağıtımında kısa vadeli veresiye satış yaygın bir uygulamadır. Bu teamüllerin varlığı ticaret ve sanayi odalarının teyitleri, bilirkişi raporları ve piyasa kayıtlarıyla ispatlanır.
Ticari teamüle dayanan veresiye satış dahi komisyoncuyu tüm sorumluluktan kurtarmaz. Komisyoncu alıcının seçiminde gereken özeni göstermek, kredibilitesini makul ölçüde araştırmak zorundadır. Dikkatsiz biçimde ödeme güçlüğü açıkça bilinen bir alıcıya satış yapılması hâlinde komisyoncunun özen borcunu ihlal ettiği kabul edilir ve 534. maddeye bağlı özen sorumluluğu devreye girer. Ayrıca 537. maddede düzenlenen garanti borcu hâlleri de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Uygulamada madde, özellikle tarım ürünleri komisyonculuğunda, otomotiv ve ikinci el eşya ticaretinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Yargıtay kararları, vekâlet verenin açık yasağının varlığı hâlinde teamüle dayanılamayacağını, teamülün ispat yükünün ise komisyoncuda olduğunu istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. Böylece hüküm, ticari esnekliği koruyarak vekâlet verenin menfaatini dengeleyen bir işlev görür.
