TBK 567. Madde
Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar.
TBK 567. Madde Gerekçesi
Tasarının tek fıkradan oluşan 567 nci maddesinde, saklayanların sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 469 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Müştereken vedia alınması halinde mes’uliyet” şeklindeki ibare, Tasarıda, “3. Saklayanların sorumluluğu” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 567. maddesi, bir saklama sözleşmesinde birden çok saklayanın bulunması hâlinde bunların sorumluluk rejimini düzenlemektedir. Hüküm, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 469. maddesinin karşılığı olup Müştereken vedia alınması halinde mes’uliyet kenar başlığı Saklayanların sorumluluğu biçiminde sadeleştirilmiştir. Maddede esasa ilişkin bir değişiklik yapılmamış, yalnızca dilde arılaştırmaya gidilmiştir. Düzenleme, 565/3. maddedeki birlikte saklatanlara ilişkin kuralın simetrik karşılığını oluşturur.
Maddeye göre bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar. Bu kısa ama etkili hüküm, Türk Borçlar Kanunu’nun 162 ve devamı maddelerinde düzenlenen müteselsil borçluluk rejimini saklama sözleşmesinin niteliğine uyarlamaktadır. Müteselsil sorumluluğun anlamı, saklatanın sözleşmeden doğan her türlü talebini (geri verme, tazminat, masraf ödemesi, kullanım bedeli gibi) saklayanlardan dilediğine karşı veya hepsine birlikte ileri sürebilmesidir. Saklatan, borcun tamamını saklayanlardan herhangi birinden isteyebileceği gibi, farklı kısımlarını farklı saklayanlardan da talep edebilir. Saklayanlar arasında iç ilişkide ise genel kurallar uyarınca paylaşım yapılır; ödeme yapan saklayan, diğerlerine karşı rücu hakkına sahip olur ve bu rücu hakkı ödeme anında doğar.
Hükümde dikkat edilmesi gereken husus, saklayanların birlikte saklamak üzere alması şartıdır. Bu ifade, her birinin sözleşmeye birlikte taraf olması ve her birinin saklama edimini üstlenmiş bulunması anlamına gelir. Saklayanların aralarında işbölümü yapmış olmaları, örneğin birinin gündüz, diğerinin gece nöbet tutması ya da birinin yalnızca mekân sağlaması, sonucu değiştirmez; hepsi saklatanın karşısında tek bir borç kümesi olarak sorumludur. Buna karşılık, asıl saklayanın sözleşmenin ifasında kendisine yardımcı bir kişi kullanması hâlinde bu kişi sözleşmenin tarafı sayılmaz; asıl saklayan, TBK 116. madde çerçevesinde yardımcı kişinin fiillerinden kendi fiili gibi sorumlu tutulur. Birlikte saklayanların her biri saklanan üzerinde müşterek zilyet konumunda olup, her biri özen borcunun tam sahibidir.
Müteselsil sorumluluk, saklatan bakımından önemli bir güvence oluşturmaktadır. Saklananın kaybolması, zarar görmesi veya yetkisiz kullanılması hâlinde saklatan, kusurun hangi saklayana atfedilebileceğini ispat etmek zorunda kalmaz; zararın tamamını herhangi birinden talep edebilir. Bu, özellikle birden çok ortağın işlettiği antrepo, ticari depo, ortak emanet hizmeti veren işletmeler, birden fazla avukatın birlikte yürüttüğü büro veya aile şirketi biçiminde organize edilen saklama hizmetleri bakımından saklatanın korunması bakımından büyük önem taşır. Saklayanlar arasındaki iç ilişkide rücu, kusurun ağırlığı ve müteselsil borçluluğa ilişkin genel hükümler uyarınca belirlenir; kural olarak eşit paylaşım olmakla birlikte, ağır kusurlu saklayan diğerlerine oranla daha fazla yük üstlenir.
Uygulamada bu hüküm, adi ortaklık biçiminde işletilen depolama tesisleri, aile şirketi şeklinde yürütülen emanet hizmetleri, ortak kıymetli eşya saklama kutuları ve lojistik sektöründeki ortak depolar bakımından önem taşır. Yargıtay, birlikte saklama iradesinin bulunduğu tüm durumlarda, saklatanın kanıtlaması gereken tek hususun saklananın saklayanlara birlikte teslim edilmiş olduğu ve zararın sözleşme süresinde meydana geldiği olduğunu kabul etmektedir. Saklayanlar arasında sözleşmeyle sınırlı sorumluluk kararlaştırılsa dahi bu sınırlama saklatana karşı ileri sürülemez; yalnızca iç ilişkide geçerli olur. Müteselsil sorumluluk, saklama sözleşmesinin güven esasına dayalı yapısını pekiştiren önemli bir araçtır.
