TBK 573. Madde
I. Ardiyeci açıkça yetkili kılınmadıkça, aynı tür ve nitelikteki mislî şeyleri birbirine karıştıramaz.
II. Yetkiye dayanılarak karıştırılan bu gibi şeyler üzerinde, saklatanlardan her biri, hakkıyla orantılı bir pay isteyebilir.
III. Bu durumda ardiyeci, saklatanların birlikte hazır bulunmasına gerek olmaksızın saklatanlardan her birinin payını ayırabilir.
TBK 573. Madde Gerekçesi
Tasarının üç fıkradan oluşan 573 üncü maddesinde, ardiyecinin, kendisine bırakılan şeyleri karıştırma yasağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 475 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Tevdi olunan eşyanın diğerleriyle karıştırılması” şeklindeki ibare, Tasarıda, “III. Bırakılan şeylerin karışması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 475 inci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin içerdiği üç cümle, farklı konulara ilişkin oldukları göz önünde tutularak, Tasarıda üç ayrı fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 573. maddesi, ardiyeciye bırakılan misli malların birbirine karıştırılması yasağını ve bu yasağın istisnasını düzenlemektedir. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 475. maddesini karşılayan bu hüküm, eski kanundaki tek fıkralı ve üç cümleli yapıdan farklı olarak, konu birliği gözetilerek üç ayrı fıkra hâlinde sistematikleştirilmiştir. Birinci fıkraya göre ardiyeci, açıkça yetkili kılınmadıkça, aynı tür ve nitelikteki misli şeyleri birbirine karıştıramaz. Bu yasağın temelinde, her saklatanın bıraktığı mal üzerindeki mülkiyet hakkının korunması düşüncesi yatmaktadır. Tahıl, sıvı yağ, kum, çimento, akaryakıt gibi mislen belirlenmiş mallar fiziksel olarak birbirine karıştığında, ayni haklar bakımından bir karma mülkiyet veya müşterek mülkiyet ilişkisi doğmakta ve her saklatanın malı geri alma talebi, hukuken belirlenmesi güç bir duruma bürünmektedir. Bu sebeple kanun, kural olarak karıştırmayı yasaklamış; ancak saklatanın açık iznine bağlı olarak istisnai bir yetki öngörmüştür. Karıştırma izninin açık biçimde verilmesi şartı önemlidir; zımni rızanın veya ticari teamülün tek başına yeterli sayılmaması, sözleşme özgürlüğü ilkesinin saklatan lehine dengelenmesini amaçlar. İkinci fıkrada, karıştırma yetkisine dayanılarak bir araya getirilen mallar üzerinde her saklatanın hakkıyla orantılı bir pay talep edebileceği kuralı getirilmiştir. Bu fıkra, karma veya birleşme neticesinde ortaya çıkan malın hukuki durumunu netleştirir: karıştırılan kütle üzerinde, her saklatanın bıraktığı miktar oranında müşterek mülkiyet ilişkisi kurulmuş sayılır. Böylece, partilerden birinin zayi olması veya kütleden eksiltme yapılması hâlinde, zarara katlanma oranı her bir saklatanın bırakmış bulunduğu miktar ölçüsünde belirlenir. Bu kural, özellikle umumi mağaza faaliyetlerinde ve silo işletmeciliğinde pratik değer taşır. Üçüncü fıkra, ardiyeciye pratik bir kolaylık sağlamaktadır: ardiyeci, saklatanların birlikte hazır bulunmasına gerek olmaksızın her birinin payını ayırabilir. Bu hüküm, karma kütleden her bir saklatan için payın teslimi işlemlerinin aksamamasını ve işletmenin olağan akışının korunmasını amaçlar. Ancak ardiyecinin bu yetkiyi kullanırken özen ve dürüstlük kuralına bağlı kalması; ayrılan payın kalite ve nitelik bakımından saklatanın bıraktığı malla eşdeğer olmasını sağlaması gerekir. Aksi hâlde, kötü kaliteli malı belirli bir saklatana tahsis edip iyi malı başka saklatana vermek, sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılık oluşturur ve tazminat sorumluluğu doğurur. Yargıtay uygulamasında, karıştırma yasağının ihlali hâlinde ardiyecinin, saklatanın bıraktığı malın aynını değil, aynı tür ve niteliği sağlama yükümlülüğü altına girdiği; kütlede eksilme veya değer kaybı bulunması durumunda ise saklatana karşı tam tazminat borcu altında olduğu kabul edilmektedir. Böylece madde, misli mal saklamacılığının uygulamadaki zorunlulukları ile saklatanın mülkiyet hakkının korunması arasında işlevsel bir denge kurar.
