TBK 604. Madde
I. Kumar ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz.
II. Kumar veya bahis için bilerek verilen avanslar ve ödünç paralar ile kumar ve bahis niteliğinde oldukları takdirde, borsada işlem gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın fiyat farkı esası üzerine yapılan vadeli satışlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.
TBK 604. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 604 üncü maddesinde, kumar ve bahis alacaklarının dava ve takip edilememesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 504 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “A. Alacağın dava edilememesi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Alacağın dava ve takip edilememesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 504 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu fıkranın her iki cümlesi, ayrı konulara ilişkin olduğu için Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 504 üncü maddesinin birinci cümlesinde “Kumar ve bahis, bir alacak hakkı tevlit etmez” denildiği hâlde, Tasarının 604 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Kumar ve bahisten doğacak alacak hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz” denilmek suretiyle, bunun eksik borç niteliği açıkça ortaya konulmuştur.
Maddenin ikinci fıkrasına, 818 sayılı Borçlar kanununun 504 üncü maddesinin ikinci cümlesinden farklı olarak, “yabancı paralar” sözcükleri eklenmiştir.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 604. maddesi, kumar ve bahis ilişkisinden doğan alacakların hukuki yaptırımdan yoksun olduğunu hükme bağlamakta olup, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 504. maddesinin karşılığını oluşturmaktadır. Düzenleme, hukuk düzeninin kumar ve bahis gibi sosyal bakımdan sakıncalı görülen faaliyetlere karşı benimsediği mesafeli tutumun özel hukuk alanındaki yansımasıdır. Mülga Kanun’un ‘alacağın dava edilememesi’ şeklindeki kenar başlığı, takip engelinin de metinde açıkça yer alması üzerine ‘alacağın dava ve takip edilememesi’ şeklinde yenilenmiştir. Düzenlemenin felsefi temelinde, devletin kumar ve bahisten doğan ilişkilere yargısal güç kullanarak destek olmaktan kaçınması ve bu faaliyetleri teşvik etmeme iradesi yatmaktadır.
Birinci fıkra, kumar ve bahisten doğan alacaklar hakkında dava açılamayacağını ve icra takibi yapılamayacağını düzenlemektedir. Mülga Kanun’daki ‘kumar ve bahis bir alacak hakkı tevlit etmez’ ifadesi yerine tercih edilen yeni düzenleme, doktrinde tartışmalı olan hukuki niteliği açıkça ortaya koymaktadır: Kumar ve bahis borcu, hiç doğmamış bir borç değil, eksik borç (natürel borç) niteliğindedir. Bu niteliğin pratik sonuçları önemlidir. Eksik borç, alacaklının mahkeme ve icra yoluyla ileri süremediği, ancak borçlunun isteyerek ödeme yapması hâlinde geri alınamayacak bir borçtur. Takas imkânı, zamanaşımının başlaması ve alacak için teminat verilmesi gibi konularda da bu nitelik belirleyicidir. Eksik borç için kefalet, rehin gibi feri teminatlar kural olarak kurulamaz; kurulsa dahi bunlar dava edilebilir alacak doğurmaz.
İkinci fıkra, kumar ve bahis için bilerek verilen avanslar ve ödünç paralar ile kumar ve bahis niteliğindeki vadeli işlemleri aynı rejime tabi kılmaktadır. Borsada işlem gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın, kumar ve bahis niteliğinde olmaları koşuluyla fiyat farkı esası üzerinden yapılan vadeli satışları da bu kapsamdadır. Mülga Kanun’a göre ‘yabancı paralar’ ibaresi fıkraya yeni eklenmiş olup, özellikle döviz kurundaki spekülatif hareketler üzerinden yapılan yatırım görünümlü kumar işlemlerinin kapsam içine alınması amaçlanmıştır. Burada belirleyici olan, sözleşmenin hukuki adı değil, ekonomik fonksiyonudur; taraflar gerçek bir mal teslim veya kıymetli evrak devri iradesi taşımayıp yalnızca fiyat farkını tahsil etmeyi amaçlıyorsa, işlem kumar niteliğindedir. ‘Bilerek’ ibaresi ise ödünç verenin paranın kumar amacıyla kullanılacağını bildiğini veya içinde bulunduğu koşullar itibarıyla bilmesi gerektiğini ifade eder; başka bir amaçla verildiği sanılan ve sonradan kumarda kullanılan paralar bu kapsama girmez.
Yargıtay, özellikle forex, kaldıraçlı işlemler ve bahis şirketlerinin düzenlediği oyunlar hakkında 604. maddeyi uygulamaktadır. Yüksek Mahkeme, yetkisiz bahis şirketlerine yapılan ödemelerin tahsili için açılan davaları bu hüküm gereğince reddetmekte, bahis komisyoncusunun oyuncudan olan alacağını dava yoluyla isteyemeyeceğini kabul etmektedir. Banka aracılığıyla yapılan kumar amaçlı ödünçler bakımından da 604/II hükmü uygulanmakta, bilerek verilen avansın geri alınamayacağı belirtilmektedir. Ancak 6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanun ile 7258 sayılı Kanun çerçevesinde kanun veya yetkili makamlarca izin verilmiş şans oyunları ile piyango için 606. maddenin ayrık düzenlemesi göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca sporcular arasındaki iddialaşmalar, dostluk amacıyla yapılan küçük bahisler ve özel yarışmaların niteliğinin kumar mı bahis mi yoksa ödüllü yarışma mı olduğu somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmektedir.
Hüküm, özel hukuk aracılığıyla kumar ve bahsin yaygınlaşmasının önüne set çekmeyi amaçlayan kamu düzenine ilişkin bir düzenlemedir ve mahkemece re’sen dikkate alınır. Alacaklının talebi dava aşamasında usulden değil, esastan reddedilir.
