TBK 635. Madde
Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.
TBK 635. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “c. Malvarlığının yetersizliği” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 635 inci maddesinde, ortaklık malvarlığının yetersizliği düzenlenmektedir.
Maddeye göre, ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmediği takdirde, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.
Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 739 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 635. maddesi, adi ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağın, ortaklık malvarlığının borçları karşılamaya yetmediği hallerdeki ek yükümlülüğünü düzenlemektedir. Hüküm, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nda karşılığı bulunmayan, Alman Medeni Kanunu’nun (BGB) 739. maddesi örnek alınarak kaleme alınmış yeni bir düzenlemedir. Madde, adi ortaklıkta ortaklığın borçlarından ortakların müteselsil sorumluluğu ilkesinin, ortaklık sıfatı sona eren ortak bakımından da devam edeceğini ve mali açıdan simetrik bir çözüm getireceğini ortaya koymaktadır.
Maddeye göre, ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmediği takdirde, çıkan veya çıkarılan ortak, kendisine düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür. Böylece TBK m. 634 uyarınca yapılan tasfiye hesabı sonucunda ortaya çıkan negatif tasfiye payı, ayrılan ortağın pasif tarafına geçmekte ve bir iç borç olarak kalan ortaklara ödenmektedir. Buradaki sorumluluk, doğrudan ortaklık alacaklılarına karşı değil, tasfiye sonucu kendilerine pay eksiği düşen veya ortaklık borçlarını tek başına üstlenen diğer ortaklara karşıdır; bu nedenle bir iç rücu ilişkisi niteliği taşır.
Hesaplamada esas alınacak ölçü, ortaklar arasındaki zarara katılma oranıdır. Adi ortaklıkta zarara katılma, kural olarak TBK m. 623 uyarınca ortakların kâra katılma oranına göre belirlenir; ancak sözleşmede farklı bir düzenleme kararlaştırılmışsa bu sözleşmesel oran uygulanır. Emek sermayesi koyan ortağın zarara katılmaması kararlaştırılmışsa, bu kişinin TBK m. 635 kapsamındaki yükümlülüğü de doğmaz. Hükmün uygulanabilmesi için, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla ortaklığın pasifinin aktifini aşmış olması yeterli olup, ortaklığın fiilen feshedilmiş veya tasfiye edilmiş olması aranmaz; ayrılan ortağın borcu, TBK m. 634/3 uyarınca uzmanca hesaplanacak tasfiye payı çalışması kapsamında ortaya konulur.
Yargıtay uygulamasında, ortaklığın yapısal biçimde zararla işlemekte olduğu hallerde, ayrılan ortağın borcunun tespiti için bilirkişi incelemesi yoluyla ortaklık defterleri, vergi beyannameleri, banka hesapları ve üçüncü kişilere karşı mevcut borç belgelerinin bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Özellikle ticari nitelik taşıyan adi ortaklıklarda, stoklar, dönem sonu değerlemeleri, amortismanlar ve şüpheli alacaklar, borca katılma miktarını doğrudan etkilemektedir. Öğretide, malvarlığının yetersizliği nedeniyle ödenecek tutarın, ayrılan ortağın fiilen taahhüt ettiği sermaye katılım payı ile sınırlı olmadığı, bunun aşılabileceği ve kişisel malvarlığıyla sorumluluğun devam edeceği kabul edilmektedir. Bu yönüyle hüküm, adi ortaklığın sınırsız kişisel sorumluluk ilkesinin ortaklıktan ayrılmadan sonra da etkisini sürdürdüğünü göstermektedir.
Madde, tasfiye hesabının dengeli yürütülmesini sağlayarak diğer ortakların aleyhine haksız bir sonuç doğmasını önleyen tamamlayıcı bir koruma kuralıdır.
