TMK ▸ Madde 19

TMK 19. Madde

(1) Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.

(2) Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.

(3) Bu kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz.

TMK 19. Madde Gerekçesi

Yürürlükteki Kanunun 19 uncu maddesini karşılamaktadır. Maddede ve konu başlığında kullanılan “İkametgah” terimi yerine günümüz diline de uygun olarak “Yerleşim yeri” terimi kullanılmıştır. Aynı şekilde maddedeki “ticarî ve sınaî müesseseler” deyimi yerine “ticarî ve sınaî kuruluşlar” deyimi kullanılmıştır.

Açıklama

Türk Medeni Kanunu’nun 19. maddesi, Türk özel hukukunda kişinin hukuki merkezini belirleyen “yerleşim yeri” kavramını tanımlayan ve Türk hukukunda yerleşim yerine bağlanan sonuçların zeminini kuran temel hükümdür. Madde, yerleşim yerini “bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer” olarak tanımlar; kişinin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamayacağını düzenler; ancak bu kuralın ticari ve sınai kuruluşlar bakımından uygulanmayacağını belirtir. 743 sayılı mülga kanundaki “ikametgah” terimi, 4721 sayılı TMK ile Türkçeleştirilerek “yerleşim yeri” olarak ifade edilmiştir.

Yerleşim yeri kavramı iki unsurdan oluşur: objektif unsur (maddi-fiziksel oturma) ve sübjektif unsur (sürekli kalma niyeti – animus manendi). Objektif unsur, kişinin somut olarak o yerde bulunması, fiilen orada yaşamını sürdürmesidir. Sübjektif unsur ise, kişinin o yerde sürekli kalma iradesini yansıtmasıdır. Niyet tek başına yerleşim yeri oluşturmaya yetmediği gibi, iradesiz fiilen oturma da yeterli değildir. Örneğin askerlik hizmeti için bir şehirde bulunan kişinin orası yerleşim yeri olmaz; kalıcı olarak taşınma iradesiyle bir kente yerleşen kişinin orası yerleşim yeri olur. Sübjektif unsur, açık veya zımni davranışlarla tezahür eder: nüfus kaydı değişikliği, abonmanlıklar, iş yeri ilişkileri, okul kayıtları, sosyal çevre oluşumu gibi.

Yerleşim yerinin tekliği ilkesi, bir kişinin aynı zamanda birden çok yerleşim yerine sahip olamaması kuralıdır. Bu ilke, kişinin hukuki merkezinin belirliliğini ve hukuk güvenliğini sağlar. Tebligat, yargı yetkisi, vergi mükellefiyeti, sosyal güvenlik, miras davası, nafaka mükellefiyeti gibi pek çok alanda tek bir merkezin tespit edilmesi gerekir. Kişi, ikinci bir evi olsa dahi, sürekli kalma niyeti ve yaşam merkezi hangisindeyse orası yerleşim yeridir. Maddenin tekliği ilkesinin istisnası ticari ve sınai kuruluşlardır; bir şirketin merkezi dışında şubeleri olabilir ve bu şubeler de hukuki sonuçlar bakımından yerleşim yeri sayılabilir (TTK 40).

Yerleşim yerinin hukuki sonuçları oldukça kapsamlıdır. Yargı yetkisi bakımından yerleşim yeri belirleyicidir: HMK 6 uyarınca genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Tebligat Kanunu kapsamında tebligat yerleşim yeri adresine yapılır. Miras hukukunda ölen kişinin son yerleşim yeri mahkemesi miras davalarına bakar (TMK 575). Ticaret sicili ve vergi daireleri yerleşim yerine göre belirlenir. Nafaka davaları alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir (TMK 177). Sosyal güvenlik kayıtları, nüfus kayıtları, seçim kayıtları yerleşim yerine dayalıdır. Uluslararası hukukta devletler arası yetki çatışmalarında yerleşim yeri (habitual residence) kritik bir bağlama noktasıdır (MÖHUK hükümleri).

Uygulamada yerleşim yerinin tespiti, tartışmalı bir konudur. Nüfus kayıt adresi ile fiili yerleşim yeri arasında farklılık olabilir; özellikle şehirler arası çalışanlar, öğrenciler, yurt dışında yaşayanlar için bu durum sıkça karşılaşılan bir sorundur. Yargıtay, yerleşim yerinin belirlenmesinde nüfus kaydını mutlak değil, somut yaşam koşullarını tamamlayıcı bir karine olarak değerlendirmektedir. Kararlarda hesap hareketleri, abonmanlıklar, okul kayıtları, sağlık kuruluşu kayıtları, tanık beyanları bütüncül olarak incelenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 özel yaşam hakkı, Anayasa m.23 yerleşme özgürlüğü ve m.20 özel yaşamın gizliliği ile birlikte okunduğunda, yerleşim yeri sadece teknik bir hukuki kavram değil, aynı zamanda kişinin yaşam hakkının mekansal boyutunu tanımlayan bir haktır. TMK 19, bu yönüyle kişiler hukukunda coğrafi aidiyeti hukuki bir kategoriye dönüştüren ve hukuk güvenliğini bu aidiyet üzerinden tesis eden anahtar bir hükümdür.

Kaynak: https://mehmettokar.av.tr/tmk-madde/madde-19/ — © Tokar Hukuk Danışmanlık