TMK 381. Madde
(1) Ortaklardan biri feshi bildirir veya iflâs ederse ya da bir ortağın haczedilmiş payının satışı istenirse, öteki ortaklar, ayrılan ortağın veya alacaklılarının haklarını ödeyerek ortaklığı kendi aralarında sürdürebilirler.
(2) Evlenen ortak, fesih bildirimine gerek olmaksızın ortaklıktaki hakkının kendisine ödenmesini isteyebilir.
TMK 381. Madde Gerekçesi
1984 tarihli Öntasarının 312 nci maddesinden alınan bu madde, yürürlükteki Kanunun 331 inci maddesini karşılamaktadır. Daha sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Medeni Kanunu’nun 381. maddesi, aile malları ortaklığının hangi somut sebeplerle sona ereceğini ayrıntılı biçimde düzenleyen hükümdür. Madde, genel çerçeveyi çizen 380. maddeyi somutlaştırarak uygulayıcıya belirli ölçütler sunar ve hangi olguların ortaklığın sona ermesine yol açtığını açıklıkla belirtir. Böylece ortaklığın kalıcılığı ile sona erdirilebilirliği arasında dengeli bir rejim kurulmuş olur.
Ortaklığın sona ermesinin tipik sebepleri arasında; ortakların anlaşarak ortaklığı sona erdirmesi, ortaklardan birinin ölümü, ortağın iflası, ortağın payının haczi veya iflas masasına dahil olması, ortağın fiil ehliyetini kaybederek kısıtlanması, haklı bir sebebin varlığı üzerine mahkeme kararı ve sözleşmede öngörülen özel sebeplerin gerçekleşmesi yer alır. Bu sebepler bazıları kendiliğinden sona erme doğururken (ölüm, iflas gibi), bazıları mahkeme kararına bağlıdır (haklı sebep, ehliyet kaybı gibi).
Haklı sebep kavramı maddenin en esnek unsurudur. Ortaklar arasındaki güvenin sarsılması, ortaklardan birinin ağır kusurlu davranışı, ortaklığın iktisadî amacının gerçekleşemez hâle gelmesi, ortaklardan birinin uzun süreli hastalığı veya işleri yürütemez duruma gelmesi, ortaklığa ait malvarlığının tükenmesi veya azalması haklı sebep sayılabilecek durumlardandır. Mahkeme, haklı sebep değerlendirmesinde somut olayın özelliklerini, ortaklığın sürdürülebilirliğini ve ortakların makul beklentilerini tartarak karar verir. Haklı sebep, TMK 2’deki dürüstlük kuralıyla yakın bir metodolojiyle yorumlanır.
Uygulamada mahkeme kararıyla sona erdirme davası, sulh hukuk mahkemesinde görülür ve çekişmeli yargı niteliğindedir. Davacı ortak, haklı sebebi ispatla yükümlüdür; davalı ortaklar, karşı iddia ile sebebin bulunmadığını veya yeterli ağırlıkta olmadığını ileri sürebilir. Mahkeme, taraflara uzlaştırma yolu açmayı da değerlendirir; çünkü aile içi iktisadî birliklerin sonlandırılması hem ekonomik hem duygusal sonuçlar doğurur. Sona erme kararı kesinleştiğinde tasfiye süreci başlar; tapu sicili, ticaret sicili gibi kayıtlı varlıklarda gerekli şerhler kaldırılır veya değiştirilir. Yargıtay, özellikle haklı sebep kavramını uygulayan içtihatlarıyla bu maddenin yorumunda yol gösterici konumdadır; somut olaya özgü değerlendirmeyi vurgulayarak genel-soyut tanımlardan kaçınır.
