TBK 114. Madde
I. Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir.
II. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.
TBK 114. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 113 üncü maddesinde, borcun ifa edilmemesi durumunda, borçlunun sorumluluğunun ölçüsü ve giderim borcunun kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Mesuliyetin vüs’ati / 1. Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “II. Sorumluluğun ölçüsü ve giderim borcunun kapsamı / 1. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde: “Bu mesuliyetin vüs’ati işin hususî mahiyetine göre çok veya az olabilir.” denilmektedir. Bu cümle, Tasarıda şöyle ifade edilmiştir: “Borçlunun sorumluluğunun ölçüsü, işin özel niteliğine göre belirlenir.”
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 114. maddesi, borçlunun sorumluluğunun kapsamını ve ölçüsünü belirleyen temel hükümdür. Sözleşmesel sorumluluğun hangi kusur derecelerini kapsadığı, sorumluluğun işin niteliğine göre nasıl ölçülenebileceği ve haksız fiil hükümlerinin sözleşme ihlallerine uygulanabilirliği gibi kritik konuları düzenler. 818 sayılı eski Kanun’un 99. maddesini karşılayan madde, Türk sorumluluk hukukunun bütünlüğünü sağlayan bir köprü hükmü niteliğindedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre borçlu genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Bu ifade, kast (bilerek ve isteyerek zarar verme), ağır ihmal (bir kimseden beklenecek asgari dikkati göstermeme) ve hafif ihmalin (ortalama özenli bir kişinin dikkatini göstermeme) tümünü kapsar. Türk hukuku kural olarak "geniş kusur sorumluluğu" sistemini benimsemiştir; yani borçlu hafif ihmal derecesindeki kusurundan bile sorumludur. Bu sorumluluk ölçüsü, işin özel niteliğine göre belirlenir. Örneğin profesyonel hizmet sağlayanlardan yüksek özen, gönüllü yardım eden bir kişiden ise daha düşük özen beklenir.
İkinci fıkranın ilk cümlesi, sorumluluk ölçüsünün "işin özel niteliğine göre" belirlenmesini öngörmektedir. Bu esnek yaklaşım, her sözleşme tipinin kendine özgü dinamiklerini dikkate almayı sağlar. Aynı fıkranın ikinci kısmı, "iş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa sorumluluğun daha hafif değerlendirileceği" ilkesini getirmektedir. Bu kural, özellikle ivazsız sözleşmeler (bağışlama, karşılıksız vekalet, ödünç verme) bakımından önemlidir. Bir kimse ücretsiz olarak başkasına yardımcı olurken, ücretli çalışan bir profesyonelden beklenen özeni göstermek zorunda değildir.
Üçüncü fıkra, Türk sorumluluk hukukunun özel bir özelliğini ortaya koymaktadır: haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanabilmesi. Bu düzenleme, tazminatın kapsamı, illiyet bağı, müterafik kusur, zarara uğrayanın genişletici veya azaltıcı davranışı, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk gibi birçok konuda haksız fiil hükümlerinin sözleşmesel sorumluluğa da uygulanmasını sağlar. Böylece Türk hukukunda sözleşme ve haksız fiil sorumluluğu arasında dikotomik değil, tamamlayıcı bir ilişki kurulmuştur.
Doktrinde bu hüküm, Türk sorumluluk hukukunun "bütünleşik sorumluluk modelini" yansıtan en önemli düzenleme olarak kabul edilmektedir. Yargıtay, özellikle sözleşmesel sorumluluk ile haksız fiil sorumluluğunun yarıştığı hâllerde bu hükme dayanarak alacaklıya seçim hakkı tanımakta veya iki rejimi birleştirmektedir. Uygulamada profesyonel standartlar, mesleki sorumluluk, ekspert sorumluluğu gibi alanlarda işin niteliğine göre ölçü belirleme ilkesi büyük önem taşımakta; tıbbî uygulamalarda, mimarlık ve mühendislikte, hukuki danışmanlıkta objektif özen ölçüsü esas alınmaktadır.
