TBK 518. Madde
Kredi emri verilen, kredi emrinden yararlanana kendiliğinden önel verir veya kendisine talimat verildiği hâlde kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal ederse, kredi emri veren sorumluluktan kurtulur.
TBK 518. Madde Gerekçesi
Tasarının tek fıkradan oluşan 518 inci maddesinde, kredi emri verilenin, kredi emrinden yararlanana önel vermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 402 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Memurun kendi kendine mühlet vermesi” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Kredi emri verilenin önel vermesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 402 nci maddesinden farklı olarak, Tasarıda “kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal ederse” denilmek suretiyle, maddeye açıklık kazandırılmıştır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 518. maddesi, kredi emri ilişkisinde kredi emri verilenin, krediyi kullanan yararlanana süre tanıması veya ona başvurmayı ihmal etmesi hâllerini kredi emri verenin sorumluluğu açısından düzenlemektedir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 402. maddesinin karşılığı olan hüküm, kefalet hukukundaki paralel düzenlemeyle uyumlu bir kurtuluş imkânı öngörerek kredi emri verenin ikincil sorumluluğunun kaynağını koruma altına almaktadır. Düzenleme, kredi emri verilenin keyfî davranışlarına veya ihmallerine karşı emri vereni koruma amacını güderek ilişkinin dengesini sağlar; zira emri veren kendi rızası ve iradesi dışında genişletilen veya ağırlaştırılan bir sorumluluğa mahkûm edilemez.
Madde uyarınca kredi emri verilen, kredi emrinden yararlanana kendiliğinden önel verir veya kendisine talimat verildiği hâlde kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal ederse, kredi emri veren sorumluluktan kurtulur. Burada iki ayrı davranış biçimi yaptırıma bağlanmıştır. İlki, kredi emri verilenin kredi emri verenin onayı olmaksızın yararlanana kendiliğinden süre tanımasıdır. Kredi vadesinin uzatılması asıl borcu ağırlaştırır ve kredi emri verenin ikincil sorumluluğunu da uzatacağından, emri verenin rızası olmaksızın yapılan bu tasarruf onu sorumluluktan kurtarır. Bu kural TBK 598. maddede kefalet hukuku bakımından öngörülen kefalet süresinin uzatılmasıyla aynı mantığı paylaşır. İkinci hâl ise kredi emri verilene yararlanana zamanında başvurması yönünde talimat verildiği hâlde bu başvurunun ihmal edilmesidir; bu ihmal özellikle yararlananın mali durumunun bozulması, takip imkânlarının azalması gibi sonuçlara yol açıyorsa emri verenin sorumluluğu kalkacaktır.
Hükmün altında yatan ilke, kredi emri verenin sorumluluğunun fer’i nitelikte olmasıdır. Emri veren, asıl borçlu konumundaki yararlanana karşı kredi emri verilenin gereken özeni göstermesine güvenerek garanti sağlamıştır. Kredi emri verilenin bu özen yükümlülüğünü ihlal etmesi, emri vereni korumasız bırakmayı haklı kılmaz. Bu nedenle kanun koyucu kredi emri verilene bir rücu engeli koyarak onun kendi kusurunun bedelini emri verene yükleyememesini sağlamıştır. Tasarı sürecinde metne başvurmayı ihmal ederse ibaresinin eklenmesiyle hükme açıklık kazandırılmış, sadece önel verme değil ihmali davranışların da aynı sonucu doğuracağı tartışmasız hâle getirilmiştir. Hükmün lafzından anlaşıldığı üzere ihmalin gerçekleşebilmesi için kredi emri verene talimat verilmiş olması gerekir; talimat yoksa ihmal hâlindeki sorumluluk rejimi farklı değerlendirilir ve kredi emri verenin özen yükümlülüğünün genel çerçevesinde ele alınır.
Uygulamada özellikle banka tarafından müşteriye krediyi geri çağırma ihtarı gönderilmediğinde veya vade uzatımı tek taraflı yapıldığında kredi emri verenin bu hüküm uyarınca sorumluluktan kurtulma iddiasını ileri sürmesi mümkündür. Yargıtay kefalet pratiğinden bu alana yansıyan kararlarında, ihmalin ve önel vermenin emri verenin rücu imkânını somut biçimde zedelemiş olması aranmaktadır; yani soyut bir ihmalin sorumluluk sona ermesine yol açmayacağı, nedensellik bağının ispatlanması gerektiği kabul edilmektedir. Bu husus, kredi emri veren müvekkiller için önemli bir savunma imkânı oluşturduğundan dava sürecinde banka kayıtları, ihtar tarihleri ve takip işlemlerinin başlangıç anları titizlikle incelenmeli, yararlananın mali durumunun hangi tarihte bozulduğu ve emri verilenin o tarihten önce harekete geçip geçmediği somut delillerle ortaya konmalıdır.
