TBK 519. Madde
Kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan arasındaki ilişkiye, kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümler uygulanır.
TBK 519. Madde Gerekçesi
Tasarının tek fıkradan oluşan 519 uncu maddesinde, taraflar arasındaki ilişki düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 403 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “IV. İki tarafın hakları ve borçları” şeklindeki ibare, Tasarıda “IV. Taraflar arasındaki ilişki” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 403 üncü maddesinde kullanılan “kefile ve asıl borçluya müteallik hükümler” şeklindeki ibare, Tasarıda “kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümler” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur. ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Simsarlık Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 404 üncü maddesiyle başlayan “Üçüncü Fasıl / Tellallık (simsarlık)” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “Üçüncü Ayırım / Simsarlık Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 519. maddesi, kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan arasındaki ilişkinin hukuki rejimini kefalet hukukuna atıfla belirleyerek iç ilişkideki hak ve borçların doldurulması bakımından bütünsel bir çözüm sunmaktadır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 403. maddesinin karşılığı olan hüküm sadeleştirilmiş dilde kaleme alınmış; kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümlerin buraya uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. Bu yasal atıf, kredi emri ilişkisinin üç köşeli yapısında kredi emri veren ile yararlanan arasında doğrudan bir sözleşme bulunmaması sebebiyle ortaya çıkan hukuki boşluğu doldurma işlevi görür.
Madde uyarınca kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan arasındaki ilişkiye, kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümler uygulanır. Bu atıf, özellikle kredi emri verenin kredi bedelini kredi emri verilene ödemek zorunda kaldığında yararlanana karşı rücu hakkının temelini oluşturur. Türk Borçlar Kanunu’nun kefalete ilişkin 596. maddesi gereği borcu ödeyen kefilin alacağa halef olacağına ilişkin kural, kredi emri veren bakımından da geçerlidir; ödeme yapan emri veren, kredi emri verilenin yararlanana karşı sahip olduğu alacak ve teminatlara halefiyet yoluyla sahip olur. Aynı şekilde kefilin borçludan teminat isteme ve ibra isteme hakları da buraya taşınır. Kredi emri verenin rücu alacağı asıl alacağın niteliğine ve kapsamına bağlı olduğundan, yararlananın orijinal borca ilişkin def’ileri rücu davasında da ileri sürebilmesi mümkündür.
Hükmün pratik sonucu birden fazla yönde kendini gösterir. Öncelikle kredi emri verenin yararlanan karşısındaki rücu alacağı, doğrudan kredi sözleşmesi yokluğunda bile kefalet hukukunun sağladığı güvencelerle donatılır. İkinci olarak yararlananın iflası hâlinde emri veren, kefil sıfatıyla iflas masasına kayıt yaptırabilir; teminatlı alacaklarda rehin hakkını kullanabilir. Üçüncü olarak zamanaşımı bakımından kefaletin özel kuralları uygulanır; yararlananın alacağa karşı ileri sürebileceği def’iler emri veren tarafından da kural olarak ileri sürülebilir, ancak 517. maddedeki ehliyetsizlik istisnası bunun dışında kalır. Ayrıca kefilin borçluyu davete zorlaması, alacaklıdan teminat istemesi gibi imkânlar da kredi emri verene tanınmıştır. TBK 592. maddeye göre borçlunun iflası veya mali durumunun önemli ölçüde bozulması hâllerinde kefilin talep edebileceği koruma önlemleri, kredi emri vereni de kapsar.
Uygulamada bu atıf hükmü, kredi emrinin kefalete yaklaştırılması işlevini görmekle birlikte bağımsızlığını da ortaya koymaktadır. Kredi emri veren ile yararlanan arasında çoğu zaman ayrı bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından, kefalet hükümlerinin devreye alınması boşluğu doldurmakta; emri verenin yararlanana karşı haklarını düzenleyecek iç ilişki yokluğunda kefalet rejimi ikame çözüm sunmaktadır. Avukatın kredi emri verenin rücu davasını hazırlarken kefalet hükümlerinin atıf yoluyla uygulanması gerektiğini hatırlaması, özellikle zamanaşımı, halefiyet ve def’iler konusunda stratejik avantaj sağlar. Ayrıca yararlananın birden fazla alacaklısı bulunması ihtimalinde kredi emri verenin halefiyet yoluyla edindiği alacağının diğer alacaklılara karşı sırası, kefalet hukukunun sıra kuralları çerçevesinde belirlenecek ve icra hukuku bakımından doğru konumlandırma ancak bu atıf yoluyla mümkün olacaktır.
