TBK 549. Madde
I. Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabilir.
II. Temsil yetkisi, birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması, işletme sahibini bağlamaz.
III. Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamalar, ticaret siciline tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmaz.
IV. Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
TBK 549. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 549 uncu maddesinde, temsil yetkisinin sınırlandırılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Tahdidi” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 549 uncu maddesi, bu maddeye eklenen üçüncü fıkra ile birlikte, dört fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, temsil yetkisine ilişkin olarak, aynı maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen sınırlamaların, tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmayacağı belirtilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “muteber değildir.” şeklindeki ibare yerine, Tasarıda “hüküm doğurmaz.” şeklindeki ibare kullanılmıştır. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesinin son fıkrasından farklı olarak, Tasarının 549 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, temsil yetkisine ilişkin öngörülen sınırlamalar dışında kalan diğer sınırlamaların, tescil edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyecekleri, açıkça belirtilmiştir.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 549. maddesi, ticari temsilcinin geniş yasal yetkisinin iç ilişkide işletme sahibi tarafından nasıl sınırlandırılabileceğini ve bu sınırlamaların üçüncü kişilere ne ölçüde ileri sürülebileceğini düzenleyerek, temsil hukukunun can alıcı bir boyutunu hükme bağlamaktadır. Dört fıkradan oluşan madde, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 451. maddesini kısmen karşılamakta; mülga kanundaki üç fıkralık yapıya yeni bir üçüncü fıkra eklenerek sistem bütünlüğü sağlanmıştır. Birinci fıkra, temsil yetkisinin bir şubenin işleriyle sınırlandırılabileceğini hükme bağlamakta; böylece birden çok şubesi bulunan işletmelerde her şube için ayrı bir ticari temsilci atanarak yetkinin coğrafi ve fonksiyonel olarak dağıtılmasına imkân tanınmaktadır. Şube sınırlaması, büyük ölçekli işletmelerde örgütsel yapılanmanın gereği olup her şubenin başında bir yetkilinin sorumluluk üstlenmesi, hızlı karar alma ve yerel iş ilişkilerinin etkin yönetimi bakımından vazgeçilmez bir araç oluşturmaktadır. İkinci fıkra, birlikte temsil (müşterek imza) esasını düzenlemekte ve temsil yetkisinin birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla sınırlandırılabileceğini belirtmektedir. Bu durumda diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin tek başına imza atması işletme sahibini bağlamaz; kurum, özellikle büyük çaplı taahhütlerde işletme sahibine ek bir iç denetim imkânı sağlamaktadır. Çift imza yükümlülüğü, iç denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve tek bir temsilcinin hatalı ya da suiistimale dayalı kararlarından kaynaklanabilecek zararların önlenmesi açısından pratik bir güvence aracı olarak kullanılmaktadır. Üçüncü fıkra, mülga kanunda bulunmayan yeni bir hüküm olup temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamaların ticaret siciline tescil edilmedikçe iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmayacağını açıkça düzenlemektedir. Bu fıkra, ticaret siciline tescilin ilan edici gücünü pekiştirmekte ve iyiniyetli üçüncü kişileri koruyucu bir işlev üstlenmektedir. Dördüncü fıkra ise temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamaların, tescil edilmiş olsalar bile iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini belirterek, tescil edilse dahi üçüncü kişilere ileri sürülemeyecek bir sınırlama kategorisini öngörmektedir. Bu ikili ayrım, kanunun iç ilişki-dış ilişki ayrımını titizlikle kurduğunu göstermekte; şube sınırlaması ve birlikte temsil gibi tipik ve kurumsallaşmış sınırlamalar dışındaki düzenlemeler, üçüncü kişiler bakımından dikkate alınmamaktadır. Örneğin işletme sahibinin ticari temsilciye belirli bir parasal tutarın üzerinde işlem yapma yasağı getirmesi, belirli kategorideki işlerde işletme sahibinin onayını arama zorunluluğu koyması veya bazı ürün gruplarının satışını yasaklaması gibi iç sınırlamalar, tescil edilmiş olsa dahi iyiniyetli üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez. Öğretide, bu düzenlemenin ticari hayatın akıcılığını ve güvenliğini sağladığı, üçüncü kişileri sicil kayıtlarını ayrıntılı biçimde inceleme yükünden kurtardığı vurgulanmaktadır. Sicilin ilan edici gücü, klasik ve beklenen sınırlamalar bakımından işlemekte; atipik sınırlamalar ise hiçbir şartta üçüncü kişilere yansıtılamamaktadır. Böylece üçüncü kişi, temsilcinin kanunî yetki kapsamında hareket ettiği sürece işletme sahibinin bağlanacağına güvenebilmekte ve bu güven hukuken korunmaktadır. Yargıtay uygulamasında, iyiniyet kavramı dar yorumlanmakta ve üçüncü kişinin yalnızca sicilde kayıtlı olmayan atipik sınırlamayı bildiği veya olağan araştırma yapması hâlinde öğrenebileceği konusunda açık kanıt bulunması durumunda kötüniyet kabul edilmektedir. Üçüncü kişinin, temsilci ile işletme sahibi arasındaki iç yazışmalara, mail kayıtlarına veya yönetim kurulu kararlarına erişimi bulunmadığından; sicile güvenerek yaptığı işlem, iç ilişkideki sınırlamalardan bağımsız olarak geçerli sayılmaktadır. Hüküm, işletme sahibinin denetim menfaati ile üçüncü kişilerin işlem güvenliği menfaati arasında dengeli bir formül kurmakta; ticari hayatın güvenini ve şeffaflığını teminat altına almaktadır. İşletme sahibinin iç sınırlamalara aykırı davranan temsilciye karşı iç ilişkide sahip olduğu tazminat talep hakkı saklı kalmakla birlikte, bu iç uyuşmazlık dış ilişkideki üçüncü kişinin hakkını etkilememektedir. Sonuç olarak 549. madde, ticaret sicilinin aleniyet fonksiyonunu güçlendiren, iyiniyetli üçüncü kişileri koruyan ve ticari temsilciliğin modern gerekliliklerine cevap veren temel bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
