TBK 550. Madde
I. Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil edilmemiş olsa bile, sona erdiği tescil edilir.
II. Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler için geçerliliğini korur.
TBK 550. Madde Gerekçesi
Tasarının iki fıkradan oluşan 550 nci maddesinde, ticarî temsilcinin temsil yetkisinin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 452 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “IV. İstirdadı” şeklindeki ibare, Tasarıda, “IV. Temsil yetkisinin sona ermesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 452 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında temsil yetkisinin “istirdadından” söz edildiği hâlde, Tasarıda “istirdat” sözcüğü yerine “sona erme” sözcükleri kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 452 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında kullanılan “ticaret siciline kayıt” ibaresi yerine, Tasarıda “ticaret siciline tescil” ibaresinin kullanılması yerinde görülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 550. maddesi, ticari temsilcinin temsil yetkisinin sona ermesi ve bu sona ermenin üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmesi için gerekli sicil işlemlerini düzenleyerek, temsil yetkisinin kuruluşu kadar ortadan kalkışı için de aleniyet esasını benimsemektedir. İki fıkradan oluşan madde, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 452. maddesinin karşılığı olup mülga kanundaki "istirdadı" terimi yerine anlamı daha kapsayıcı biçimde "sona ermesi" ifadesi tercih edilmiş; "ticaret siciline kayıt" ibaresi de "ticaret siciline tescil" biçiminde modernize edilmiştir. Terminolojideki bu değişiklik, sadece bir yetkinin geri alınması (istirdat) değil, yetkinin hangi sebeple olursa olsun ortadan kalkmasını kapsayan geniş bir çerçeve sunması bakımından isabetlidir. Birinci fıkraya göre, temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil edilmemiş olsa bile, sona erdiği tescil edilir. Bu düzenleme son derece önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır: Kuruluşun tescili yapılmamış olsa dahi, sona erme bakımından tescil zorunluluğu mutlaktır. Böylece işletme sahibi, temsilciliğin kuruluşunu tescil ettirmemiş olmanın arkasına saklanarak sona ermeyi üçüncü kişilere yansıtamamaktadır. Bu hüküm, aleniyet ilkesinin iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tek yönlü bir koruma getirdiğini göstermekte; tescil yükümlülüğünün ihmali işletme sahibinin aleyhine sonuç doğurmaktadır. Başka bir ifadeyle, kanun koyucu işletme sahibini tescil ile ödüllendirmekte değil, tescilsizliği ile cezalandırmaktadır; çünkü tescilsiz kuruluş bile fiili temsilciliğin tanınmasına engel olmadığı gibi, sona erme için tescil ve ilan zorunluluğu üçüncü kişilerin güvenini korumaktadır. İkinci fıkra, temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği sürece, bu yetkinin iyiniyetli üçüncü kişiler için geçerliliğini koruyacağını hükme bağlamaktadır. Dolayısıyla azledilmiş veya görevden ayrılmış bir ticari temsilci, sicilde bu durum tescil ve ilan edilmedikçe iyiniyetli üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerde işletme sahibini bağlamaya devam etmektedir. Bu düzenleme, ticaret sicilinin olumsuz aleniyet etkisini somutlaştırmakta ve üçüncü kişilerin sicile güven ilkesi çerçevesinde korunmasını sağlamaktadır. Kanun koyucu, tescil ve ilanı kümülatif olarak aramakta; yalnızca tescil yeterli olmayıp Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilanın da yapılmış olması gerekmektedir. Bu iki aşamalı şart, sona ermenin yalnızca sicil memuru ve taraflar değil, tüm ticari toplum tarafından öğrenilebilir hâle gelmesini amaçlamakta; özellikle işletme ile sürekli iş ilişkisi bulunan piyasa aktörlerini korumaktadır. Öğretide, bu hükmün üçüncü kişilerin işlem güvenliğini koruyan temel araçlardan biri olduğu, sicilin aleniyet fonksiyonunun azil ve görevden ayrılma gibi önemli değişiklikler bakımından tam olarak işletilmesinin zorunlu tutulduğu vurgulanmaktadır. Temsil yetkisinin sona erme sebepleri arasında azil, istifa, ticari temsilcinin ölümü, ehliyetsizliği, iflası ile işletme sahibinin ölümü sayılabilirse de, TBK’nın 552. maddesi uyarınca işletme sahibinin ölümü kural olarak ticari temsilciliğin sona ermesine yol açmamakta; ancak her hâlükârda sona erme sebebi ne olursa olsun, üçüncü kişilere karşı hüküm doğurabilmesi için tescil ve ilan şartı aranmaktadır. Örneğin temsilcinin vefatı üçüncü kişi tarafından biliniyor olsa bile, resmi tescil ve ilan yapılmadığı için işletme sahibi durumu aleyhine ileri süremeyebilir; ancak bu noktada iyiniyet kriterinin titizlikle değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay içtihatlarında, sicile tescil ve ilan edilmemiş azillerin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği istikrarlı biçimde kabul edilmekte; bu bakımdan üçüncü kişinin azli başka bir yoldan öğrenmiş olması özel koşullar altında değerlendirilmekle birlikte, ilke olarak sicil kaydının aksi ispat yükü işletme sahibine yüklenmektedir. Bu durum, işletme sahibinin sona erme anından itibaren derhal sicile başvuru yapması, tescil ve ilanı sağlaması bakımından pratik önem taşımakta; aksi takdirde azledilen temsilcinin son dönem işlemlerinden doğan yükümlülükler işletmeyi bağlamaya devam etmektedir. Hüküm, ticari temsilcilik ilişkisinin sona ermesi sürecinde işletme sahibinin ve üçüncü kişilerin menfaatlerini dengelemekte, sicilin aleniyet gücünü pekiştirmekte ve ticari hayatın güven esasına dayalı işleyişini güvence altına almaktadır. Sonuç olarak 550. madde, tescil ve ilan zorunluluğuyla birlikte işletme sahibinin tescili ihmal ederek sorumluluktan kaçınmasını önleyen, üçüncü kişileri koruyan ve ticari sicil sisteminin temel işlevini pekiştiren kritik bir düzenleme olarak öne çıkmaktadır.
