TBK 627. Madde
I. Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler.
II. Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir.
III. Yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir.
TBK 627. Madde Gerekçesi
Tasarının üç fıkradan oluşan 627 nci maddesinde, âdi ortaklıkta, ortakların yaptıkları giderler ve işler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 527 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Masraflar ve şeriklerin yaptığı işler” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Ortakların yaptıkları giderler ve işler” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 527 nci maddesinin ikinci fıkrasının her iki cümlesi, ayrı konulara ilişkin oldukları göz önünde tutularak, Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 527 nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinden farklı olarak, yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarfetmiş olan bir ortağın, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebileceği hükme bağlanmıştır.
Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun 627. maddesi, adi ortaklığın iç ilişkisinde ortakların ortaklık için yaptıkları masrafların, katlandıkları zararların ve üstlendikleri borçların karşılığı olarak diğer ortaklardan talep edebilecekleri hakları düzenlemektedir. Üç fıkradan oluşan madde, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 527. maddesinin karşılığıdır. Yeni düzenlemede sistematik açıklık sağlanmış, üçüncü fıkrada ise mülga kanunda bulunmayan yeni bir hak, yani yükümlü olmadığı hâlde emek sarf eden ortağın hakkaniyete göre karşılık talep edebilmesi, pozitif hukuka kazandırılmıştır.
Birinci fıkra, ortaklık işleri için yapılan giderlerden ve üstlenilen borçlardan dolayı diğer ortakların sorumlu olacağını, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğranılan zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararların diğer ortaklarca giderileceğini hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, iç ilişkide ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından, masraf veya borcu üstlenen ortağın doğrudan kendi malvarlığından harcama yapmış olmasının yarattığı dengesizliği gidermektedir. Sorumluluğun kapsamına girmesi için masrafın ortaklık işine yönelik olarak yapılmış olması, yani ortaklığın amacına hizmet etmesi ve makul bulunması gereklidir. Yönetim işleri yüzünden uğranan zararlar kavramı, kusursuz sorumluluk anlayışına yakın bir yapı taşır; yönetici ortak kendi kusuru olmadan bu işler nedeniyle zarar görmüşse (örneğin ortaklık aracını kullanırken kaçınılmaz bir kazayla karşılaşmışsa), diğer ortaklar bu zararı paylarına göre gidermekle yükümlüdürler. Ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucu doğan zararlar ifadesi ise risk teorisinin adi ortaklığa uyarlanmış hâlidir.
İkinci fıkra, ortaklığa avans olarak para veren ortağın, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebileceğini düzenler. Bu hüküm, ortak ile ortaklık arasındaki ilişkinin bedelsiz bir ödünç niteliği taşımadığını, para katılım payı olarak değil, avans olarak verilmişse bunun karşılığında yasal faiz işletileceğini vurgular. Avans ile katılım payı ayrımı uygulamada önemlidir: katılım payı olarak ödenen para için bu hüküm uygulanmaz. Yargıtay, bu ayrımı ortaklık sözleşmesi, muhasebe kayıtları ve ortağın iradesine göre belirlemekte; tereddüt hâlinde ödemenin avans mı yoksa katılım payı mı olduğunu tarafların ispatına bırakmaktadır. Faiz oranı, taraflarca kararlaştırılmamışsa 3095 sayılı Kanun’daki yasal faiz oranıdır.
Üçüncü fıkra, 818 sayılı Kanun’a göre yenilik arz etmektedir. Buna göre, yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarf etmiş bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir. Bu düzenleme, emek katılım payı koymakla yükümlü olmayan ortağın ortaklık işlerine fiilen emek vermesi hâlinde karşılıksız kalmasını önleyen bir "de facto" hizmet bedeli sağlar. Hakkaniyet ölçütü, emeğin türü, yoğunluğu, süresi, ortaklığın ekonomik yararı ve piyasadaki rayiç üzerinden belirlenir. Yargıtay uygulamasında, bilirkişi marifetiyle emeğin değeri tespit edilmekte; bu talep, ortaklığın tasfiyesinde alacak olarak hesaba katılmaktadır.
