TBK 64. Madde
I. Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
II. Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler.
III. Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
TBK 64. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 63 üncü maddesinde, hukuka aykırılığı kaldıran hâllerde sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “VII. Meşru müdafaa, ıztırar ve kendi hakkını vikaye için kuvvet kullanılması” ibaresi Tasarıda “3. Sorumluluk” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin ikinci fıkrasında, “kendisini veya diğerini zarardan yahut derhâl vukubulacak bir tehlikeden vikaye için” şeklindeki ibare, Tasarıda “kendisini veya bir başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için…” şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasında kullanılan “hükümetin müdahalesi” şeklindeki ibare, Tasarının 63 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında “kolluk gücünün yardımını” şeklinde değiştirilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Açıklama
TBK md. 64, haklı savunma, zorunluluk hali ve hakkını kendi gücüyle koruma durumlarında tazminat sorumluluğunu ayrıntılı olarak düzenleyen teknik bir hükümdür. Üç fıkradan oluşan madde, TBK md. 63’te özet olarak sayılan hukuka uygunluk sebeplerinin somut uygulamasını ortaya koyar ve her bir kurum için özel çözümler sunar.
Birinci fıkra haklı savunmayı düzenler: haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Bu kural meşru müdafaa ilkesinin medeni hukuk yansımasıdır. Kişi hukuka aykırı saldırıya karşı kendini savunduğunda, saldıranın uğradığı zarardan sorumlu değildir.
Haklı savunmanın koşulları vardır. Birincisi mevcut bir saldırı olmalıdır; geçmişte kalan veya gelecekte olabilecek soyut tehdit yeterli değildir. İkincisi saldırı hukuka aykırı olmalıdır; kanuni haklarını kullanan kişiye (örneğin polisin müdahalesi) karşı savunma haklı değildir. Üçüncüsü savunma saldırıya orantılı olmalıdır; küçük bir saldırıya karşı ağır bedensel zarar veren savunma orantısızdır.
Sorumluluk tamamen ortadan kalkar. Saldırganın şahsına (bedeni) veya mallarına verilen zararların hepsi tazminat dışıdır. Saldırgan kendi yarattığı durumun sonuçlarını üstlenmiş olur. Bu kural savunmayı teşvik ederek toplumda hukuka aykırı saldırılara karşı öz koruma mekanizmasını güçlendirir.
İkinci fıkra zorunluluk halini düzenler: kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hakim hakkaniyete göre belirler. Bu kural zorunluluk halindeki özel rejimi ortaya koyar.
Zorunluluk halinin koşulları şunlardır. Birincisi mevcut veya yakın bir zarar tehlikesi bulunmalıdır; yaşam, beden bütünlüğü, mülkiyet gibi önemli bir değer tehlike altında olmalıdır. İkincisi tehlike kişinin kendisine veya başkasına yönelik olmalıdır. Üçüncüsü başka bir çözüm yolu bulunmamalıdır; zararsız alternatif varsa zorunluluk halinden yararlanılamaz. Dördüncüsü zararın büyüklüğü orantılı olmalıdır; korunacak değer ile zarar arasında makul bir orantı olmalıdır.
Haklı savunmadan farklı olarak zorunluluk halinde sorumluluk tamamen ortadan kalkmaz. Fail kendisini savunurken üçüncü kişinin malına zarar vermiştir; üçüncü kişi ise masumdur. Bu masum kişinin zararını tamamen karşılıksız bırakmak adil değildir. Bu nedenle hakim hakkaniyete göre tazminatı belirler.
Hakim hakkaniyet değerlendirmesinde çeşitli faktörleri göz önünde bulundurur. Failin mali durumu, korunan değer ile verilen zararın karşılaştırılması, failin zorunluluk halini yaratıp yaratmadığı, alternatif yolların gerçekten bulunmadığı gibi faktörler rol oynar. Tazminat tam veya kısmi olabilir; bazen sembolik miktarda da kalabilir.
Üçüncü fıkra hakkını kendi gücüyle koruma durumunu düzenler: hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
Bu düzenleme "iadeimislinin fiilen koruma" hakkını tanır. Bireyler haklarını yetkili makamların yardımıyla korumaları asıldır; ancak belirli koşullarda kendi güçleriyle korumaları da hukuka uygun sayılır.
Koşullar sıkıdır. Birincisi kolluk gücünün yardımı zamanında sağlanamayacak durumda olmalıdır. İkincisi hakkın kaybı veya önemli zorlaşma tehlikesi bulunmalıdır. Üçüncüsü başka bir çözüm yolu kalmamış olmalıdır. Bu üç koşul birlikte gerçekleşmelidir.
Tipik örnekler şunlardır. Hırsızın elinden çaldığı eşyayı geri alma çabası, kaçan borçlunun yakalanması amacıyla gerçekleştirilen müdahale, kaçmakta olan kötü niyetli kişinin malını zarar alıkoyma. Bu durumlarda makul ve orantılı davranış sorumluluktan muaf tutulur.
Bu düzenleme her iki uçta tehlikeli sonuçlar doğurmamayı amaçlar. Bir yandan bireylerin kendi haklarını korumaları engellenmemeli; diğer yandan bu korumanın aşırıya gitmesiyle bir "vahşi adalet" kurulmaması gerekir. Hakim koşulların sıkı bir değerlendirmesini yapar.
Doktrinde madde 64 ceza hukukundaki meşru müdafaa kavramıyla paralel değerlendirilir ancak medeni hukukta orantılılık ve hakkaniyet ilkeleri daha belirleyicidir. Yargıtay kararlarında her bir durumun koşulları titizlikle incelenerek karar verilmektedir.
