TBK 71. Madde
I. Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
II. Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.
III. Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.
IV. Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.
TBK 71. Madde Gerekçesi
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme” kenar başlıklı yeni bir maddedir. Tasarının dört fıkradan oluşan 70 inci maddesinde, kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan tehlike sorumluluğunun genel ilkesi düzenlenmektedir.
Borçlar Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun öngörüldüğü birçok özel kanun bulunduğu hâlde, Hukukumuzda bu konuya ilişkin yeterli sayılabilecek yasal düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu maddede tehlike sorumluluğunun genel ilkesinin belirtilmesi uygun görülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında belirtilen ilkeye göre: “Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.” Bu nedenle, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetlerini yürüten kişiler, bu faaliyetlerin gerektirdiği izni veya ruhsatı almış olsalar bile, tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik zarardan sorumlu olmaktan kurtulamazlar.
Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, bir işletmenin, hangi durum ve koşullarda, “önemli ölçüde tehlike arzettiği”nin kabul edileceği düzenlenmiştir. Buna göre: “Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir.” Bu hüküm uyarınca, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin beklenmedik hâl sonucunda, sık olarak ya da zaman zaman ağır zararlar doğurmaya elverişli ise, söz konusu işletmeyi işleten kişiler hakkında, maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanabilir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, özellikle herhangi bir kanunda, benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğunun öngörülmüş olması durumunda, bu işletmenin de önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme sayılacağı belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, tehlike sorumluluğu öngören özel kanun hükümlerinin saklı olduğu belirtilmektedir.
Maddenin son fıkrasında ise, hukuk düzenince, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetine izin verilmiş olsa bile, zarar görenlerin, bu işletmenin faaliyetinden doğan zararlarının, uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilecekleri kabul edilmiştir.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
Açıklama
TBK md. 71, modern sorumluluk hukukunun önemli bir gelişmesi olan "tehlike sorumluluğu" (Gefährdungshaftung) kurumunu düzenleyen yeni ve kapsamlı bir hükümdür. Dört fıkradan oluşan madde, önemli tehlike arz eden işletmelerin faaliyetlerinden doğan zararlar için kusursuz sorumluluk rejimi getirir ve denkleştirme kavramını hukuk düzenine katmıştır. Düzenleme, endüstriyel gelişmenin yarattığı yeni risklere karşı özgün bir koruma sağlar.
Birinci fıkraya göre önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bu kural tehlike sorumluluğunun temel rejimini ortaya koyar.
İki kategori sorumlu belirlenmiştir. Birincisi işletme sahibi; mülkiyet veya benzer hak ilişkisiyle işletmeye bağlı olan kişi. İkincisi işleten; işletmeyi fiilen işleten, kira veya işletme hakkı ile kullanan. Her ikisi müteselsil sorumludur; zarar gören her birinden tazminatın tamamını talep edebilir.
İkinci fıkra "önemli ölçüde tehlike arz eden işletme" kavramını tanımlar. Bir işletmenin mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir.
Kriterler şöyledir. Birincisi uzman özeni gösterilse bile; bu kişi işinin en iyi biçimde yapıldığında bile zararların kaçınılmaz olduğunu gösterir. Bu yüksek standart bir ölçüttür. İkincisi sıkça veya ağır zararlar; rastlantısal küçük zararlar yeterli değildir, düzenli veya büyük zararlar söz konusu olmalıdır.
Örnekler çok çeşitlidir. Kimya endüstrisi (zehir, patlayıcılar), nükleer tesisler, havayolları, enerji santralleri, biyoteknoloji tesisleri, elektrik şirketleri, büyük endüstriyel makine kullanan fabrikalar, tehlikeli madde depoları bu kapsamda değerlendirilir. Kanun ayrıca "özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır" der.
Üçüncü fıkra özel sorumluluk hükümlerini saklı tutar. Bazı alanlarda özel kanunlar tehlike sorumluluğunu zaten düzenlemiştir (Karayolları Trafik Kanunu, İş Kanunu, Atomik Enerji Kanunu gibi). Bu özel hükümler TBK md. 71 yerine uygulanır.
Dördüncü fıkra ilginç bir düzenleme getirir: önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler. Bu kural izinli faaliyet paradoksunu çözer.
Bir işletme tüm yasal izinleri almıştır, ruhsatlı çalışır, mevzuata uygundur. Normal sorumluluk rejiminde "yasal" faaliyetten zarar doğduğunda hukuka aykırılık koşulu problemli olur. Ancak kanun bu paradokstan kurtulmak için özel bir kurum getirir: denkleştirme.
Denkleştirme tazminattan farklıdır. Tazminat hukuka aykırılığa dayanır; denkleştirme ise sadece zararın varlığına bağlıdır. İzinli faaliyet yasal olduğu için kusur veya hukuka aykırılık tartışılmaz; ancak zarar gören kişi "uygun bir bedel" talep edebilir. Bu, sosyal dayanışma ve adaletin bir gereği olarak değerlendirilir.
Denkleştirme miktarı "uygun bir bedel" olarak belirlenir. Bu, tam tazminat değildir; makul bir karşılıktır. Hakim somut olayın özelliklerini değerlendirerek orantılı bir miktar takdir eder. İşletmenin toplumsal yararı, zararın niteliği, zarar görenin durumu, olayın sıklığı gibi faktörler rol oynar.
Doktrinde tehlike sorumluluğu "şunun yararlanan katlanır" (cuius commoda eius incommoda) ilkesinin yansımasıdır. Tehlikeli faaliyetten ekonomik kazanç sağlayan işletme, bu faaliyetin yarattığı zararları da üstlenmelidir. Bu yaklaşım, modern endüstrinin sosyal sorumluluğunu hukuki çerçeveye oturtur.
Yargıtay kararlarında madde 71’in uygulanması henüz genişlemektedir. Endüstriyel kazalar, çevre kirliliği davaları, tehlikeli madde taşımasından doğan zararlar bu madde çerçevesinde değerlendirilmektedir. Sigorta sistemi ile birleştirildiğinde etkin bir koruma rejimi oluşur.
