TMK 1019. Madde
(1) Tapu memuru, ilgililerin bilgisi dışında yaptığı işlemleri onlara tebliğ etmekle yükümlüdür.
(2) İlgililerin bu işlemlere karşı itiraz süresi, kendilerine yapılan tebliğ tarihinden işlemeye başlar.
TMK 1019. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 927 nci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur. Ancak kaynak Kanunun 969 uncu maddesine uygun olarak madde iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
Açıklama
TMK Madde 1019, tapu memurunun ilgililerin bilgisi dışında gerçekleştirdiği tescil ve değişiklik işlemlerini onlara tebliğ etme yükümlülüğünü düzenler. Hüküm, tapu sicilinin aleniyeti ve güveni ilkesini (TMK m. 1020 ve m. 1023) tamamlayan usulî bir koruma getirir; çünkü sicile yapılan kayıtlar üçüncü kişiler bakımından dahi sonuç doğurduğundan, doğrudan etkilenen kişinin haberdar edilmesi hukukî dinlenilme hakkının bir gereğidir. Madde, ilgilinin rızası ya da istemi dışında yapılan işlemler için tebligatı zorunlu kılmakta ve böylece itiraz hakkının fiilen kullanılabilmesini güvence altına almaktadır. Tebligatın usulü bakımından 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri ile Tapu Sicili Tüzüğü düzenlemeleri uygulama alanı bulur.
Uygulamada bu yükümlülük, özellikle mahkeme kararı, idarî işlem veya kanun gereği re’sen yapılan tescil, terkin ve düzeltme işlemlerinde önem taşır. Tapu memuru, malik veya hak sahibinin başvurusu olmaksızın bir kaydı oluşturduğunda ya da değiştirdiğinde, işlemin niteliğini ve içeriğini ilgilisine bildirmek zorundadır. Maddenin ikinci fıkrası, itiraz süresinin başlangıcını tebliğ tarihine bağlayarak somut bir hukukî güvence sağlar: ilgili kişi işlemden fiilen haberdar olmadan süre işlemeye başlamaz. Böylece kişinin, kendisine ait taşınmaz üzerinde habersiz yapılan bir değişikliğe karşı tapu müdürlüğüne veya yargı yoluna başvurma imkânı korunmuş olur. Tebligat, işlemin türünü, gerekçesini ve kütüğe yansıyan sonucunu yeterince açıklamalı; ilgilinin hangi hukukî yola ne kadar süre içinde başvurabileceğini değerlendirebilmesine elverişli olmalıdır. Bu yönüyle hüküm, idarenin tek yanlı işlemlerine karşı bireyin bilgi edinme ve savunma hakkını somutlaştırır.
Tebliğ yükümlülüğünün ihlâli, itiraz süresinin hiç işlememesi sonucunu doğurur; usulüne uygun tebligat yapılmadığı sürece ilgili kişi her zaman işleme itiraz edebilir ve idarenin kusurlu işlemi nedeniyle TMK m. 1007 çerçevesinde Devletin sorumluluğu gündeme gelebilir. Yargıtay’ın ilgili hukuk dairelerinin kararlarında, usulsüz veya hiç yapılmamış tebligatın hak düşürücü süreyi başlatmayacağı, dolayısıyla geç açılan davanın süre yönünden reddedilemeyeceği istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. Örneğin, miras paylaşımı sonucu re’sen yapılan bir tescilde payı azalan mirasçıya tebligat yapılmamışsa, bu kişi aradan uzun süre geçse dahi öğrenme tarihinden itibaren itiraz hakkını kullanabilir.
