2. Evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşme
TMK 288. Madde
(1) Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez.
(2) Ancak, gebe kalma döneminde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini korur.
TMK 288. Madde Gerekçesi
İsviçre Medenî Kanununun 256b maddesinden esinlenen bu madde, yürürlükteki Kanunun 244 üncü maddesini karşılamaktadır. Birinci fıkrada, yürürlükteki metinden farklı olarak, yüzseksen günlük süre bir ölçü olarak öngörülmemiş ve sadece “evlenmeden önce….. ana rahmine düşmüşse” ibaresi kullanılmıştır. Çünkü, evlilik içinde ana rahmine düşmüşolma keyfiyetinin hangi durumda kabul edileceği, yüzseksen günlük süre ölçüsüde belirtilmek suretiyle zaten bir önceki maddede düzenlenmiştir ki, o maddenin zıt anlamı, evlenmeden önce ana rahmine düşmenin ne zaman söz konusu olacağınıda orta ya koymaktadır. Ayrıca bu fıkrada, yürürlükteki metinden farklı olarak, ayrılığa hükmedildikten sonra ana rahmine düşmüşolma değil, “ayrıyaş ama sırasında ana rahmine düşmüş” olma şeklinde daha genişbir ifade kullanılmış ve böylece 1984 tarihli Öntasarının 226 ncı maddesinde olduğu gibi fiilî ayrılık da hükmün kapsamına alınmış, burada da davacı olarak “koca” yerine “davacı” terimi kullanılmıştır. Hükme göre, çocuk evlenmeden önce ve ya eşlerin ayrıyaşamasısırasında ana rahmine düşmüşse, davacının bu olguyu kanıtlamasıyeterlidir. İkinci fıkrada, 1984 tarihli Öntasarı ve İsviçre Medenî Kanunu örnek alınmıştır. Yürürlükteki metinde yer alan “… birlikte ikametinin…” ifadesi yerine, “kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcıkanıtlar varsa…” ibaresi kullanılmıştır. Böylece bu hükme göre, gebe kalma sırasında kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcıkanıtlar varsa, kocanın babalığına ilişkin karine geçerliliğini koruyacaktır.
Açıklama
TMK Madde 288, çocuğun evlenmeden önce veya eşlerin ayrı yaşaması sırasında ana rahmine düşmesi hâlinde soybağının reddi davasında ispat yükünü hafifleten özel bir kuraldır. İsviçre Medenî Kanunu’nun 256b maddesinden esinlenen hüküm, bir önceki madde olan TMK Madde 287’deki evlilik içinde ana rahmine düşme karinesinin karşı yüzünü oluşturur. Birinci fıkraya göre çocuk evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının kocanın baba olmadığını ayrıca kanıtlaması gerekmez; yalnızca bu olgunun varlığını ortaya koyması yeterlidir. Maddenin gerekçesi, eski metindeki yüzseksen günlük ölçünün burada tekrar edilmediğini, çünkü 287. maddenin zıt anlamının evlenmeden önce ana rahmine düşmenin ne zaman söz konusu olacağını zaten belirlediğini vurgular. Gerekçe ayrıca “ayrı yaşama” ifadesiyle fiilî ayrılığın da hükmün kapsamına alındığını açıklar.
Hükmün işleyişinde davacı yalnızca çocuğun evlilikten önce ya da fiilî ayrılık döneminde ana rahmine düştüğünü ispatlamakla yükümlüdür; bu olgu kanıtlandığında kocanın babalığına dair karine kendiliğinden zayıflar ve baba olmadığını ayrıca ispat külfeti ortadan kalkar. Ancak ikinci fıkra bu kolaylığa bir sınır getirir: gebe kalma döneminde kocanın karısıyla cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, babalık karinesi geçerliliğini korur. Bu durumda davalı taraf, ayrılık döneminde dahi eşler arasında fiilî birliktelik bulunduğunu inandırıcı delillerle gösterebilir ve karineyi yeniden devreye sokabilir. Davacı sıfatı TMK Madde 286 uyarınca koca, ana veya çocuğa aittir; yargılama ise TMK Madde 284 gereği re’sen araştırma ilkesine tâbidir, dolayısıyla hâkim DNA incelemesi gibi tıbbî delillere başvurabilir. Bu denge, ispat yükünün yer değiştirmesini somut olayın koşullarına bağlar.
İspat yükünün hafiflemesi, davanın kabulü ihtimalini güçlendirir; karine çürütülürse koca ile çocuk arasındaki soybağı geçmişe etkili olarak ortadan kalkar ve çocuğun nüfus kaydı buna göre düzeltilir. Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi içtihatlarında, ayrı yaşama döneminde ana rahmine düştüğü saptanan çocuk yönünden DNA raporunun belirleyici delil sayıldığı, ancak ikinci fıkra kapsamında eşlerin bu dönemde bir araya geldiğine ilişkin inandırıcı kanıt bulunması hâlinde karinenin ayakta tutulduğu kabul edilmektedir. Somut bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse, eşinden iki yıldır fiilen ayrı yaşayan ve boşanma davası süren bir kadının doğurduğu çocuk için koca, ayrı yaşama olgusunu nüfus ve tanık delilleriyle ortaya koyduğunda ek ispata gerek kalmaksızın TMK Madde 288 uyarınca davasını yürütebilir; buna karşılık ayrılık döneminde çiftin tatile birlikte gittiğini gösteren kayıtlar varsa, karine yeniden geçerli olur ve davacı baba olmadığını ispatla yükümlü hâle gelir.
