TMK 34. Madde
(1) Gaipliğine karar verilecek kişi, ilân süresi dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi düşer.
TMK 34. Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 33 üncü maddesini karşılamaktadır. 1984 tarihli Öntasarının bu maddeyle ilgili metni kısmen düzeltilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Maddede “gaip olan kimse” deyimi yerine “gaipliğine karar verilecek kişi” deyimi kullanılmıştır.
Açıklama
Türk Medeni Kanunu’nun 34. maddesi, gaiplik başvurusundan sonra ilan süresi dolmadan yargılamanın konusuz kalabileceği üç durumu düzenleyerek gaipliğine karar verilmesi istemini düşürür. Hüküm, gaiplik kararı gibi ağır sonuçları olan bir kurumun ancak belirsizliğin tam olarak devam ettiği hallerde işletilebileceğini güvence altına alır.
Maddede sayılan üç durum birbirinden bağımsız olarak istemin düşmesine yol açar. İlk hal, gaipliğine karar verilecek kişinin ilan süresi dolmadan ortaya çıkmasıdır. Kişinin bizzat mahkemeye başvurması, kimlik ibrazıyla kendini tanıtması veya başka bir resmi makama müracaat etmesi bu kapsamda değerlendirilir. İkinci hal, kişiden haber alınmasıdır; kişinin sağ olduğuna dair güvenilir bilgi — örneğin yurtdışından bir konsolosluk yazısı, kendisiyle yapılan doğrulanmış iletişim, hastane kaydı veya kolluk birimince tutulan tutanak — ulaşırsa istem düşer. Üçüncü hal ise kişinin öldüğü tarihin tespit edilmesidir; kaybolan kişinin cesedinin bulunması, adli tıp incelemesi sonucu kimlik tespiti veya yurt dışındaki bir otorite tarafından ölümün resmen kayda geçirilmesi hallerinde gaiplik kararı yerine doğrudan ölüm tescili yoluna gidilir.
İstemin düşmesi, mahkemenin davayı reddetmesi anlamına gelmez; dava konusuz kalmış olur ve HMK m.331 çerçevesinde konusuz kalma sebebiyle karar verilir. Bu durumda yargılama gideri, başvurunun dava açıldığında haklı olup olmadığı kıstasıyla değerlendirilir. Kişinin ortaya çıkması halinde yargılama giderleri, genellikle başvuran üzerinde bırakılır; ancak kişinin kaybolma olgusu gerçekse ve başvuru makul koşullarda yapılmışsa mahkeme takdir hakkını kullanabilir.
Kişinin sağ olarak ortaya çıkması halinde, başvuran tarafın iyi niyetli çabalarıyla yapılan ilan, soruşturma ve tanık dinleme işlemleri kişilik haklarının ihlali sayılmaz. Ancak kişinin adının medyada yer alması, ticari itibarının zedelenmesi gibi istisnai durumlarda TMK 24 genel kişilik hakkı koruması ve TBK 49 haksız fiil sorumluluğu ayrıca değerlendirilebilir.
Ölüm tarihinin tespiti halinde doğrudan TMK 44 çerçevesinde nüfus kütüğüne ölü kaydı düşürülür ve miras bu tarih itibarıyla açılır. Bu durumda gaiplik kararıyla elde edilecek sonuçlar zaten doğrudan işlenmiş olacağından gaiplik yargılamasının sürdürülmesi gereksizdir. Önemli olan nokta, ölüm tarihinin tespit edildiği hallerde mirasın açılma tarihinin gaiplik kararındaki varsayımsal tarih yerine fiilen tespit edilen ölüm tarihi olacağıdır; bu durum mirasçılık paylarını, miras vergisini, sigorta ödemelerini, zamanaşımı sürelerini doğrudan etkiler.
Uygulamada TMK 34, gaiplik kararı alınmadan önce istisna denetimini sağlayan bir güvenlik valfıdır. Hâkim, ilan süresi boyunca dosyaya giren her bilgiyi değerlendirmek, re’sen araştırma ilkesi çerçevesinde kişinin akıbetine dair her somut veriyi soruşturmak ve istem düşürücü bir durum belirdiğinde derhal bu sonuca ulaşmak zorundadır. Yargıtay 2. ve 8. Hukuk Daireleri, hâkimin pasif değil aktif tutum sergilemesi gerektiğini vurgulamıştır; ilan süresi dolmadan dosyaya giren sağ olma bilgisinin göz ardı edilmesi bozma nedenidir. Bu yönüyle madde, gaiplik kurumunun muhatabı olan kişinin yaşam hakkı ile mirasçılık-sigorta gibi menfaatler arasında koruyucu bir dengeyi ilkesel düzeyde hukuka yerleştirir.
