TTK 396. Madde
(1) Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir.
(2) Bu haklardan birinin seçilmesi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere aittir.
(3) Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar.
(4) Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümler saklıdır.
TTK 396. Madde Gerekçesi
Maddeyle, 6762 sayılı Kanunun 335 inci maddesi aynen korunmuştur.
Açıklama
TTK Madde 396, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirket yönetim kuruluna ilişkin sistematik düzenlemeleri içinde, yönetim kurulu üyelerinin şirketle rekabet eden faaliyetlerde bulunmasını engelleyen bağlılık yükümlülüğünü hükme bağlamaktadır. Söz konusu yasak, yöneticilerin şirkete ilişkin gizli bilgilerden bireysel çıkar elde etmesini önlemek ve şirketin ticari sırlarını korumak amacıyla getirilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun sadakat yükümlülüğüne dair genel çerçevesi, bu özel ticaret hukuku düzenlemesiyle pekiştirilmektedir. Rekabet yasağının kapsamının geniş yorumlanması gerektiği, mevcut Yargıtay kararlarından anlaşılmakta; yasağın coğrafi ve sektörel sınırları da esas sözleşme ile belirlenerek üyeler için yazılı biçimde onaylatılmaktadır.
Uygulamada TTK Madde 396, yönetim kurulu üyelerinin görev süreleri boyunca şirketle rekabet eden bir işletme kuramayacakları, şirkete rakip bir şirkete ortak olamayacakları ve müşterilerle şirketi devre dışı bırakan doğrudan ilişkiye giremeyecekleri ilkesini pratiğe yansıtmaktadır. İhlal halinde şirketin uğradığı zararın tazmini ya da yapılan işlemden elde edilen kazancın şirkete devri talep edilebilmektedir. Uygulamada özellikle üyelik görevinin sona ermesinin ardından da süreli rekabet yasağı öngörülüp öngörülemeyeceği, şirket sırlarının korunması ve müşteri portföyünün ticari sır kapsamı tartışma konusu olmaktadır. Yargıtay, rekabet yasağının ihlalinde hem sözleşmesel hem de haksız fiil sorumluluğunun birlikte uygulanabileceğini kabul etmektedir. Rekabet yasağına aykırılığın tespitinde bilginin asimetrik dağılımı nedeniyle ispat güçlükleri yaşanabilmekte; bu nedenle yasağa uyumu denetleyen iç kontrol mekanizmalarının şirket bünyesinde oluşturulması tavsiye edilmektedir.
TTK Madde 396 kapsamındaki rekabet yasağının ihlali hâlinde şirket, elde edilen kârın devrine veya zararın tazminine ilişkin taleplerini yönetim kurulu üyesine yöneltebilmektedir. Yargıtay yerleşik kararlarında rekabet yasağını eşdeğer bir varlık olarak değerlendirmekte; maddi ve manevi zararların birlikte tazminine hükmedebilmektedir. Yasağın sona erme süresi, coğrafi kapsamı ve görevin sona ermesinin ardından da devam edip etmeyeceği, hâlâ tartışmalı olmakla birlikte emsal kararlarla giderek netlik kazanmaktadır. Rekabet yasağını ihlal eden yönetim kurulu üyesinin, aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu’nun özen ve bağlılık yükümlülüğü çerçevesinde şirkete karşı tam tazminat sorumluluğu taşıdığını ve bu sorumluluğun ibra kararlarının kapsamını da etkileyebileceğini vurgulamak gerekir.
